Çağımızda feminizm adı verilen hareket, tarihte
kadının kiliseye girmesini, İncil'e bile
dokunmasını yasaklamış olan zihniyete karşı bir
tepki hareketi olması sebebiyle çıkış noktası
bakımından haklı ise de, ahlaki ve sosyak
bakımdan çok olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu
sonuçları iki noktada toplamak mümkündür.
Bir kere, feminizm hareketine kapılan kadın,
genel olarak kayıtsız şartsız özgürlük
düşüncesiyle aile için vazgeçilmez olan birçok
kural ve değerleri hiçe saymakta; esasen sosyal
hayatın hiçbir alanında hiçbir insan için
geçerli olmayan "Kendi hayatımı canımın istediği
şekilde yaşamak hakkımdır!" şeklindeki anlayışı,
bütün değerlerin üstünde bir değer ve kanun
kabul etmektir. Bu anlayış, bütünüyle
ahlakideğerler ve kurallar ile kutsallık kazanan
aile yuvasının iğreti bir hal almasına, kadın ve
erkeğin, aile sorumluluklarını çekilmez bir yük
ve bir tür esirlik gibi algılamalarına yol
açmaktadır. Bu hayat anlayışının yagın olduğu
ülkelerde, eşine ve çocuklarına bağlılığı,
yuvanın mutluluğuna katkıda bulunmayı kendi
istek ve tutkularının üstünde tutankadın tipi
giderek özlemle aranır olmakta, nikahsız
birlikte yaşamaların yaygınlaşması gibi
Batılılar'ın bile korkutucu saydıkları olumsuz
gelişmelerin temelinde de aynı anlayış
yatmaktadır.
Sözde kadın özgürlüğünü savunan feminizmin
ortaya çıkardığı diğer bir olumsuz sonuç da
erkeklerle ilgilidir. Bu gelişmeler karşısında
erkekler genellikle üç değişik tavır
sergilemektedirler:
Olayı olduğu gibi kabul edip, evlenip boşanmayı
alışkanlık haline getirme
Eşlerini baskı zoruyla sadık kılma ve yuvada
btutmaya çalışma
Zaten eşlerini başlarından atmak isteyen, yuvayı
yıkmaya dünden hazır olan bir tutum
Aile yuvası bir defa kutsallığını yitirdi mi,
artık kişisel arzu ve çıkarlarını her şeyin
üstünde tutanlar bu yuvayı yıkmakta hiçbir
sakınca görmezler. Batı'da ve Batılılaşma
gayreti içinde olan ülkelerde femiznizm
hareketinin belki de en önemli olumsuz sonucu bu
olmuş, aile, eşlerin karşılıklı bağlılık ve
fedakarlığıyla yürütülen kutsal bir kurum
olmaktan çıkıp her iki tarafta da bencillik, tek
taraflı çıkar ve yarar egemen olmaya
başlamıştır. Bu gelişmelerden de sosyoekonomik
konumu daha zayıf duramda olan taraf zarar
görmekte, ne yazık ki çoğunluğu da kadınlar
oluşturmaktadır.
Kaynak:
İslam ve Toplum, TDV. İslami Araştırmalar
Merkezi
13 Nisan 2008
13:26 |
nilufer |
0 fav |
0 yorum
| etiket:
cihat
,
dini
,
erotik konuşma
,
kıt kanaat geçiniyoruz
,
mal var burda
,
nude
,
sexy
,
tasavvuf
,
unutma beni
,
çok sexy sohbet
,
ülke
Baba Sahib-i Semerkand adındaki mürit anlatır :
- Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin yüksek makamı ve
kerametleri şöhret bulmuştu. Oysa ben Hace
Hazretlerini hiç ziyaret etmemiştim. Ama bir
gün, bende öylesine şiddetli bir arzu meydana
gelmeye başladı ki duramıyordum. Bir an önce
Hace Hazretlerinin sohbetleriyle şereflenmek
istiyordum. Buhara'ya gitmek üzere Semerkand'dan
yola çıktım. Buhara'ya ulaştığımda, bir hana
yerleştim. Henüz hiç kimseyle görüşmemiştim
bile. Ona bir an önce kavuşabilmek amacıyla
handa fazla duramadım. Yolda bir kalabalıkla
karşılaştım. Bu arada gönlümden, 'Hace
Hazretleriyle karşılaştığımda, herhalde bana bir
miktar içecek süt verir' diye düşünüyordum. Ben
ilerlerken önümdeki kalabalık durdu. Kalabalığın
arasında, velayet eserleri göze çarpan nurâni
bir zaf bana yöneldi ve şöyle seslendi:
- Ey Baba Sahib-i Semerkand!..
Oysa ben daha önce bu zatla karşılaşmamıştım.
'Bu kişi beni nasıl tanıdı?' diye doğrusu hayret
ettim. Ancak kendi kendime, 'bu nurlu yüzlü
insan, Şah-ı Nakşibend Hazretleri olmasın?!..'
dedim. Hakikaten de öyle oldu. Hace Hazretleri,
bana Semerkand alimlerinin durumlarını sordu.
Hane-i Saâdet'ine girdiğimizde, onun tasavvuf
anlayışında, âdet olduğu şekilde oturmuş
dervişler gördüm. Onun sohbetleri sevgi doluydu,
gönülleri cezbeden apayrı bir yönü vardı. Çok
zaman geçmedi, yanıma gelip oturdu. Bana :
- Bu tandır ekmeği ve süt senin nasibin. Ama
bunu sadece sen yiyeceksin! Böyle basit
şeylerle, kıymetli zihnini meşgul etme!.' dedi.
Bir Kurban bayramıydı... Şah-ı Nakşibend
Hazretleri Buhara'da bir müridinin evini
şereflendirmişti. O gün orada bulunanlardan biri
anlatmıştı :
- Bugün bayram, annemi ziyaret edip bayramını
kut-lasam, dedim. Hem bu davranışım Hace
Hazretlerinin de hoşuna gider. Belki bana üç
dirhem, üç badem verir. Bir de birlikte yemek
yeme şerefine ulaşabilsem!.. diye düşünüyordum.
Derken bayram namazını kıldık. Şah-ı Nakşibend
Hazretleri bir ara bana 'valideni ziyaret edip
bayramını kutla' buyurdu.
İşte bu ziyaret sonrasıydı. Hace Hazretlerinin
evine gittim. Yanına çağırdı, içeriye girdiğimde
odadakileri dışarı çıkartmıştı. O sırada içeriye
üç kişi girdi. Ellerinde, dirhem ve bademler
vardı. Hace Hazretleri 'sen bugün, anneni
ziyaret etmenin mükafatı olarak üç şey
istemiştin. Bunları al. Allah Teala'nın
yardımıyla isteklerine kavuştun. Ama bu tür
şeyleri istemek hoş değil!..' dedi.
Hace Hazretleri ilk hac ibadetinden dönüyordu.
Beraberinde alim zat Mevlana Muhammed Herevî de
bulunuyordu. Mânan denilen yerleşim alanına
ulaştılar. Mevlana Muhammed, Hace Hazretlerini
görmek için Bağdat'tan gelmişti. Hace
Hazretleri, dervişlerin toplandığı bir sırada bu
zatı yanına çağırdı ve ona :
- Sana fayda verecek şeye hazırlan ! dedi.
Bunun neticesinde Mevlana Muhammed Herevî
kendinden geçti. Hace Hazretleri ona, kendine
gelmesini söyleyince, Muhammed Herevi uyandı.
Ancak yine kendine hakim olamadı ve kendinden
geçti. Bir müddet sonra Hace Hazretleri ona
teveccüh etti. Onun hâli daha da değişti. Yine
bu kez Hace Hazretleri ona, 'iyice uyan!..
Fırsattan yararlan, çünkü nasiplenmen için çok
az bir zaman kaldı!' buyurdu. Bunun üzerine
Mevlana Muhammed Herevî, Şah-ı Nakşibend
Hazretlerine döndü. Hace Hazretleri ona teveccüh
ederek yardım etti. Bu şekilde, belki bir saat
geçmişti. Nihayet Hace Hazretleri, Mevlana
Muhammed Hefevî'ye 'Ey müslümanL.İşte bu, Ğarbân
bostanındaki konuşma yerinizdir' dedi.
Mevlana Muhammed, Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin
bu sözlerini işitir işitmez gözyaşlarına
boğuldu. Adeta üs-tünü-başını paralamaya
başlamıştı. Derken biraz sakin-leşti, kendine
gelir gibi oldu. Orada bulunanlar, kendisine
Hace Hazretlerinin 'Ğarbân Bostanı' hakkındaki
sözlerinin ne anlam taşıdığını sordular. Mevlana
Muhammed Herevî, başladı hadiseyi anlatmaya : .
- Bir arkadaşımla birlikte Herat'taydık. 'Ğarbân
Bostanı' denilen bir yer vardı, oturuyorduk. Bir
ara arkadaşım bana; 'bir gün, Allah Teala'nın
sevgili kullarından birinin sohbetine ve bu
sohbetin sana kazandırdığı muhabbetle nice
güzelliğe ulaşırsan, sakın beni unutma!..'
demişti. Aslında Ğarbân Bostanı'ndaki
arkadaşımın bu sözlerini bir türlü zihnimden
söküp atamıyordum. Ancak ben, Hace Hazretlerinin
iltifatlarına ulaşınca, bu manevi güzellikle
meftun oldum. Arkadaşımı ve sözlerini unuttum.
İşte mesele bul...Ama Hace Hazretlerinin konuyu
bildiğini anlayınca, bu konudaki hassasiyetim
bir kat daha arttı. Ben yıllar var ki böylesine
kamil bir mürşit aradım durdum. Ancak
zamanımızın kutbu, Şah-ı Nakşibend Hazretleri
gibi bir veli bulamadım.