Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

iSLAMi SOHBET, islam sohbet, chat, DiNi SOHBET, iSLAMi CHAT, iSLAMi SİTELER, DiNi FORUM ,NUR SOHBET ,İSLAMİ FORUM, İSLAM, DİN, cet

İSLAM, DİN, cet , dini sohbet indir,kanal 7 sohbet,dini bilgiler,dini vaaz,dini konular,seviyeli sohbet,müslümanlar

Ana sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar

Get your own Chat Box! Sitene Chat Kodları !

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

2 tane "ali ilaslan" etiketli yazı bulundu "ali ilaslan" tagli diger ogeler resimler , videolar

Allah ile kul arasına girilmez


Birçok insana,”gel bir mürşide bağlan, tevbe et, tasavvuf terbiyesine gir, insan tek başına terbiye olmaz, yalnız olarak din güzel yaşanmaz” dendiği zaman, hemen şu sözle karşılık verirler: “Allah ile kul arasına kimse giremez!” Bu söz, söyleniş amacına göre farklı sonuçlar doğurur.
Tasavvufa itiraz edenlerin çoğu, tasavvuf yoluna girenlerin Allah ile aralarına çeşitli kimseleri koyduğunu, bir mürşide bağlanmakla şirk tehlikesine düştüklerini, kendilerinin ise böyle bir tehlikeden uzak olduklarını anlatmaya çalışırlar. Acaba işin gerçeği böyle midir?


“Allah ile kul arasına kimse giremez” sözünün geçek manası bilinmez ve yerinde kullanılmazsa fitne olur. Fayda değil, zarar verir. Bu zarar imana dokunur, dini zedeler, din kardeşliğini sarsar, cemaat ruhunu öldürür, edebi ortadan kaldırır.

Bu söz, söyleniş niyetine göre farklı sonuçlar doğurur. Eğer “ben Allah’a kullukta önümde kimseyi istemem, peygamber, kitap, alim, mürşid tanımam, istediğim gibi kulluk yaparım, keyfimce ibadet ederim” manasında söyleniyorsa, söyleyeni dinden çıkarır. Daha doğrusu böyle düşünen kimse küfür, isyan ve gaflet içinde kalmış demektir. O hak dine girmemiştir ki, çıkmış olsun.

Eğer, “ben Allah’a giden yolda Allah’ın Peygamberi ve Kitabı ile yetinirim, onlar ne diyorsa onu yaparım, başka kimseyi kabul etmem, alimlere bakmam, velilere bağlanmam, mezhepler beni ilgilendirmez, dini kendi anladığım gibi yaşarım” manasında söylenmişse, insanı sorumlu eder, işini zorlaştırır, sonu tehlikelidir. Çünkü arada alimler olmadan kendi başına dinin öğrenilmesi, anlaşılması ve yaşanması nasıl mümkün olacaktır?

Kur’an ve Sünnet, Allah rızası için hak yolda cemaat olmayı, cemaatın başındaki imama itaat etmeyi, topluca Allah’ın ipine sarılmayı, hep birlikte tevbe etmeyi, bilmediklerimizi alimlere sormayı, takva ve iyilikte yardımlaşmayı, bunun için Allah’ın sadık kulları ile beraber olmayı açıkça emretmektedir. Dinin hükmü bu iken, bir mümin hangi delil ve mantıkla bana bunlar gerekmez diyebilir? Dese bile bunun Allah katında ne kıymeti olabilir?

Eğer bu söz, “Allah benim her halimi görüyor, biliyor, sözümü işitiyor, niyazımı dinliyor. Ben namazda, secdede, zikirde, duada ve tevbede kalbimi Rabbim’e bağlarım, gönlüme kimseyi koymam, kimseden bir şey beklemem. Benim korkum, sevgim, niyetim, hedefim sadece Allah’tır” manasında söyleniyorsa, ne güzel! Doğrusu budur, böyle olması lazımdır. Zaten bütün peygamberler kalbi dünyadan çekip Allah’a bağlamak için gelmişlerdir. Onlara vâris olan alimlerin ve kâmil mürşidlerin işi de budur. Buna ‘Allah adamı’ olmak denir. Kalbin bütün varlıklardan çekilip sadece Yüce Allah’a bağlanması kolayca elde edilecek bir nimet değildir. O tam bir hürriyyet halidir ki, arifler o hali elde etmek için nefisleri ile bir ömür mücadele vermişlerdir.

O'NU ANLATAN AYETLER

Yüce Allah, insanın önüne zatını tanıtacak sebepler koymuştur. Bu sebeplerin her biri bizi O’na götüren bir delil, O’ndan bize haber getiren bir ayettir. Yüce Rabbimiz varlığına bir delil ve tecellilerine ayna olsun diye kainatı yaratmıştır. Kendisine giden yolu tarif etmesi için peygamberler göndermiştir. Ayrıca emir, hüküm ve muradını öğretecek kitaplar indirmiştir. Bunların yanında insana yaratanı tanıyacak kalp, kainata ibretle bakacak göz, peygamberin davetini anlayacak akıl, kitapların hükmünü uygulayacak beden vermiştir. Bütün bunlar, Allah’a giden yolda kula yardımcı vasıtalardır.

Hz. Muhammed A.S. Efendimiz ile peygamberlik son bulmuş, fakat mükellefiyet ve ibadet devam etmektedir. Bu iş kıyamete kadar da sürecektir. Akıllı olup büluğa eren herkes, Yüce Allah’ı tanımak ve O’na güzel kulluk yapmakla yükümlüdür. Allahu Tealâ son peygamberini göremeyenleri kendi hallerine bırakmamıştır. Onları hak yola davet edecek, kendilerine bilmediklerine öğretecek, ilâhî ahlâkı yaşamada yol gösterecek, örnek olacak, destek verecek rabbanî alimler yaratmıştır.

Şimdi Allah ve Rasülü’nün bu alimleri bize nasıl tanıttığını ve onların Rabbimiz’le bizim aramızda ne görevler yaptığını görelim.

Allahu Tealâ, insanı yeryüzünde kendisini temsil edecek bir halife olarak yaratmıştır (Bakara/30, Fâtır/39). Bu halifelik vasfını hakiki manada taşıyanlar, insanlar içinde Yüce Allah’ın hükümlerini icra eden, onları yaşayan, diğer insanlara öğreten peygamberler ve kâmil insanlardır, Kâfir ve fasıklar bu şereften mahrumdurlar. Onlar Allah’ın halifesi değil, nefislerinin kölesidir. Allahu Tealâ, küfür ve isyanla nefislerine zulmedenlerin bu vazifeyi üstlenemeyeceğini bildirmiştir. (Bakara/124)

Allahu Tealâ, bilmediğimiz şeyleri alimlere sormamızı emretmektedir (Nahl/43, Enbiya/7). Rabbanî alimlerin en belirgin sıfatları, zikir ehli olmaları ve Allah’tan gerçek manada ittika etmeleridir (Nur/37, Fatır/26). Cenab-ı Hak, zikirden gafil ve edebi bozuk olan kimselere uyulmamasını emretmiştir. (Kehf/28)

Allahu Tealâ gerçek alimleri yüce varlığını, birliğini ve dinini ispat eden birer şahit yapmıştır (Âl-i İmran/18). Kendisine yönelen ve hidayet üzere giden salihlere uyulmasını istemiştir (Yasin/21, Lokman/15). Takvaya ulaşmak için sadık kulları ile beraber olmayı emretmiştir. (Tevbe/119)

Allahu Tealâ gerçek alimleri Hz. Peygamber A.S.’dan sonra “ulü’l-emr” olarak tanıtmış ve din işlerinde kendilerine uyulmasını emretmiştir (Nisa/59). Ulü’l-emr, hüküm sahibi, din işinde yetkili, sözü geçerli kimse demektir. Halkı hak üzere yöneten adil idareciler ve Allah’ın dinini ihya eden alimler ulü’l-emrdirler.

Kur’an’da bazı insanlar “imam” vasfıyla tanıtılmışlardır. İmam, kendisine uyulan insan demektir. Bu imamlar, peygamberlerin dışındaki salih insanlardır. Onlar, Allah yolunda güzel kulluk yapmaya sabretmelerinin bereketine imam yapılmışlar ve Allah’ın izniyle insanları doğru yola sevk etme derecesine ulaşmışlardır. (Secde/24)

Görüldüğü gibi, Allahu Tealâ, peygamberlerden başka bazı kullarını diğer kullarına imam ve rehber yapmıştır. Onlar, Allah ile kullar arasında çok ciddi bir görev yapmaktadır. Allah dostları insanlara yeni bir din getirdiklerini söylemiyorlar ki, tehlikeli olsunlar. Onlar, gerçek İslâm nasıl yaşanır, onun derdindeler. Derdi dünya olanlar zaten bizim konumuz dışındadır. Böyle İnsanlar kendilerine uyulacak rehberler değil, hallerine ağlanacak manevi hastalardır.

Hadislere baktığımızda, önümüze yine gerçek din alimleri çıkmaktadır. Rasulullah A.S. Efendimiz, kendisinden sonra ümmetinin sevk ve terbiyesini üstlenen halifelerin bulunacağını, bunların adetlerinin çok olacağını, kıyamete kadar bu işin devam edeceğini, her devirde dini canlandıracak, insanlara örnek olacak bir grubun mevcut olacağını bildirmiştir. Ayrıca ümmetini tek başına kalmaktan sakındırmış, Allah yolunda cemaat olmayı ve cemaatın önlerindeki imama samimi olarak tabi olmayı şiddetle tavsiye etmiştir. Bu konudaki haber ve emirler, sahih hadis kitaplarında genişçe yer almaktadır. Efendimiz A.S., özellikle namazda en alim ve salih olanların cemaata imam olmasını emretmiş ve sebebini şöyle açıklamıştır;

“Şüphesiz alimler, sizin ile Rabbiniz arasında elçilik görevi yapmaktadırlar.” (Hakim, Tebaranî, Heysemî). Hadis, açıkça Allah ile kullar arasına alimlerin girdiğini ve önemli görev yaptığını ifade etmektedir.

Bütün bunlardan şunu anlıyoruz; Allahu Tealâ kendisi ile aramıza peygamberlerini ve alimleri koymuştur. Bunu kendi ihtiyacından değil, insanlara merhametinden yapmıştır. Böylece insanların Yüce Allah’a giden kulluk yolu açılmış, işleri kolaylaşmıştır.

Kâmil mürşidler yeryüzünde Allah’ın halifesi, dostu, davetçisi ve dininin bekçileridir, Onlar, Hz. Muhammed A.S. Efendimiz ile kainata gönderilen rahmete, ilme, edebe ve ilâhî sevgiye vâris olmuşlardır. Onlar insanları terbiye işinde ulü’l-emrdirler, takva yolunda imamdırlar, zikirde rehberdirler, tevbede şahittirler, güzel ahlâkta örnektirler. Onlar, insanları kendilerine değil, Allah’a davet ederler; nefislerini değil, Mevlâ’yı yüceltirler. İrşad yetkisini halktan değil, Hak’tan alırlar.

Kâmil mürşid, kendisine tabi olan kimseyi Allah’a yaklaştıracak ve sevdirecek amellere sevk eder. Onu gerçek imana, ihlâsa, ibadete, zikre, tevekküle, kaza ve kadere teslimiyete, sünnet üzere amele ve hizmete yönlendirir. Kendisi bu yolda örnek olur, destek verir. Hiçbir zaman, hiçbir halde mürşide ibadet edilmez, sadece Allah yolunda itaat edilir.

ALLAH İLE KUL ARASINDAKİ GERÇEK ENGELLER

Hak yolunda kulun en büyük engeli kendi nefsidir. Manevi kirlerden temizlenmeyen nefis, Yüce Allah’tan perdelidir, taattan uzaktır, ilâhî sevgiden mahrumdur. Bu hüküm her devirde geçerlidir. Azgın nefis insanı öyle esir alır ki, Yüce Allah’ı bıraktırır kendisine kulluk yaptırır “hevasını kendisine ilâh edinen kimseyi görmedin mi?” (Casiye/23) ayeti, nefsin ne derece azdığını ve onun elindeki insanın ne kadar alçaldığını göstermektedir. İnsan imanı ve dini için korkacaksa, kendi nefsinden korkmalıdır. Bütün ömrünü nefsi ıslah etmek için harcayan Allah dostlarını Allah yolunda perde görmek veya göstermek de, bu azgın nefsin bir vesvesesi, şeytanın hilesidir. Çünkü mürşid, kötülüğü emreden nefis ve şeytanın düşmanıdır.

Nefsin en kötü huyu benliktir. İnsanı şirke düşüren nefsidir. Şirki nefse güzel gösteren şeytandır. Şirk, yaratılmış varlıkları Yüce Allah’a ortak görmektir. Şirk Allah için yapılacak bir ibadeti başkası için yapmaktır. Şirk, Allah’a ait yetki ve sıfatları kullara vermektir, Şirk, tevbe edilmezse affedilmeyen bir günahtır.

Riya, Allah için yapılacak bir ibadeti veya işi insanlar görsün, sevsin ve övsün diye yapmaktır. Allah Rasulü A.S., bu ümmetin güneşe, aya, puta, taşa, insana tapmayacağını, fakat Allah rızasını unutup, insanlar için amel ederek dinlerini mahvedeceklerini bildirmiştir. (Hakim, İbnu Mace)

İnsan ile Rabbi’nin arasındaki en büyük perdelerden birisi de kibirdir. Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse, ondan temizlenmeden cennete giremeyecektir

Bir diğer perde hasettir. Haset, insanda hayır bırakmayan bir hastalıktır. Ateşin kuru odunları yakıp kül ettiği gibi, haset de insanın yaptığı hayırlı amelleri yakmaktadır. Dünya sevgisi, gaflet, yalan, ibadetine güvenme, tevbeyi terk, Allah’ın takdirine karşı gelme gibi nefsin öyle hastalıkları vardır ki, her birisi hak yolunda ayrı bir yol kesicidir, perdedir, tehlikedir. Kesin tevbe edilmeyen bütün günahlar, Allah ile aramıza girmiş düşmanlardır.

Allah ile insanlar arasına girip hak yolu tıkayanlardan birisi de dini dünyaya alet eden, menfaati için ayet ve hadislerin kesin hükümlerini değiştiren din adamlarıdır. Din adına korkulacak en tehlikeli insanlar bunlardır, insanın Allah’a giden yolunu kesen de onlardır. Ehli olmadığı halde şeyh gözüken sahtekârlar da bu gruba girerler.

Allah ile kulların arasını açanların birisi de kötü arkadaştır. İnsan suretinde gözüken öyle şeytanlar vardır ki, insanı dinden imandan ederler. Hadiste belirtildiği gibi, her insan sevdiklerinin gidişatı üzere hareket eder. Öyleyse herkes kimleri sevdiğine iyi bakmalıdır.

Dr. Dilaver Selvi

Nefs insanın en büyük düşmanıdır


Seyda hazretlerinin sohbetlerinde en çok üzerinde durduğu konulardan biriside nefistir:

-"Nakşibendi yolunun bütün çalışmaları evradi nefsi öldürmek ve yok etmek içindir. Nefis ölüp gittikten sonra her şey düzelmeye başlar. İnsanin evini yıkan en büyük düşmanı kişinin nefsidir. Onun için insanın kendinden haberi olmalı, nefsin tuzaklarına düşmemeye çalışmalıdır....

NEFİS İNSANIN EN BÜYÜK DÜŞMANIDIR
Seyda hazretlerinin sohbetlerinde en çok üzerinde durduğu konulardan biriside nefistir: "Nakşibendi yolunun bütün çalışmaları evradi nefsi öldürmek ve yok etmek içindir. Nefis ölüp gittikten sonra her şey düzelmeye başlar. İnsanin evini yıkan en büyük düşmanı kişinin nefsidir. Onun için insanın kendinden haberi olmalı, nefsin tuzaklarına düşmemeye çalışmalıdır. Bir kimse ki nefsini yener. Zikirle, letaifle nefsini ezer, ortadan kaldırırsa, o zaman Allah'la o kimse arasında bir engel kalmaz. Nice çalışıp amelini tamamlayan kimse vardır ki Allah'ın keremi ve ihsanı olmadığı için nefsini yok edememiştir.
İnsanı helake götüren nefsidir. Firavun, Şeddat ve Karun'un nefisleri büyüdü, büyüdü sonunda ilahlık davasına kalkıştı. Çünkü nefis kendinden üstün hiçbir varlığın bulunmasını istemez. Büyüyüp, yükselecek bir şey kalmayınca -haşa- Allahlık davası etmeye başlar, haddini aşar, azgınlaşmış nefsinin iddiasına uyar.
Her şeyden evvel insanin kendini ve yaratilişini tanimasi lazim. Kendini tanimayan Allahu Teala'yi da tanimaz. Kendini tanimasi için evveliyatini, yaradilişini, neyden meydana geldigini düşünmesi lazimdir. Insanin azamet-i Huda karşisinda bir pire kadar kiymeti yoktur. Her türlü günah, zulüm ve hakaret nefsin büyüklük taslamasi ve kibrinden ileri geliyor. Onun için insan kendini fakir, aciz, biçare, mahzun ve boynu bükük görmeli, kuvvet ve kudretini bulunmadigini, kendinden aşagi bir mahluk olmadigini bilmeli ve kendini adam olarak görmemelidir ki Allahu Teala onu yükseltsin, mertebeler ihsan etsin kibiri, azameti ortadan kalksin.

Seyda hazretleri nefsin kötülüğünden bahsederken önceki sadatlardan da örnekler verirdi:

-"Bir gün Seyda'yı Tahi'ye bir sofi ziyarete gelmişti. Sofiye şeyhinin sohbetini etmesini söyleyince sofi Şeyhim derdi ki:

-"Gübre olunmadıkça su üstünde kalınmaz."

Bu söz Seyda'yı Tahi'nin çok hoşuna gitti. Vallahi çok doğru bir söz, bundan daha güzel bir şey olmaz. İnsan nefsini gübre etmedikçe su üstünde kalamaz.
Gübre hafif olup su üstünde kaldığı gibi insan nefsini hafif tuttukça yönelir su üstünde kalır, ağır tutarsa suyun dibine batar. İnsan nefsini gördüğü müddetçe Rabbine kavuşamaz.
Allah dostları, Allah erleri daima fakir ve mahzunlar arasında olmuştur.
Sadatın nisbeti nefissiz ve boynu büyüklerin üzerine olmuş, halifeler onlardan olmuştur. Allah yolu fakirlik ve tevazuyla kazanılır. Suyun yüksek yere akmadığı, daima aşağı, çukur yere akıp doldurduğu gibi, Allah yolu da fakr ve yoklukla kazanılır. Nefsin sebeb olduğu zararların en çoğu Alemlerin Rabbinin insan vücûdunda yarattığı latifeler üzerinedir. Nefs onları zamanla değiştirerek yaratılış gayesinden uzaklaştırır, dünyaya yöneltir. Bunun için insanın ayağı devamlı nefsin göğsünde bulunmalıdır ki baş kaldirmaya gücü yetmesin, ancak insan kendini aşagi ve noksan gördükten sonra nefs ölür. Nefs devamlı Allahu Teala'nın emirlerine muhalefet ettiği için insan devamlı nefsiyle harb halinde olmalı, nefsin dizginlerini elden bırakmamalıdır. Zira Allah yolu, Allah'ın rızası nefsin istekleriyle bir arada olmaz.
Her kim vücudunun rahatını, keyfini düşünerek hareket ederse, o kimse nefsi tarafından helake sürüklenir. Böyle kimse nefsinin elinde esir gibidir; insanın imanını yok eder, ahirette ebedi cehennemlik olmasına sebeb olur. İnsan amelini görmemeli, hep günahlarını görmeli, birşey olmadığını bilmelidir. Çünkü insan amelini görürse kendinde nefs meydana gelir, nefis kabarır. Ama hizmet böyle değildir, insan çalışırsa nefis vücud bulmaz, bilakis kırılıp, rezil olur, alçalır. Vird bitince sevab kesilir, çalışmasıyla ise yapılan iş kaldığı müddetçe sevap devam eder. "Alemlerinin Rabbi; ilticadan, yalvarıp yakarmadan, ricadan hoşlanır. Büyüklük taslamadan ise asla hoşlanmaz. Büyüklük Allah'a mahsustur. İnsan ne kadar hakir, fakir, zelil, Rabbine karşı ne kadar yalvarış ve yakarışta olursa o kadar makbul olur.
İnsan hayırlı işlerinden dolayi Ögülürse, kendisinde nefs meydana gelmemesine, kalbine tesir etmemesine dikkat etmeli, aslinin bir avuç toprak oldugunu aklindan çikarmamalidir. Kişi ne kadar zayif, kuvvetsiz, tahammülsüz, sabirsizdir. Birazcik başi, dişi veya karini agrisa aciz oluyor, sabirsizlik gösteriyor. Allah insana el atinca, kuvvetten kesilip yere yikilinca, elleri tutmaz olunca, hastalanip yataga düşünce yaratilmişlarin en ednasi, en acizi oldugunu anlar, însan aklini başina almali, işin sonunu düşünmeli, kuvvetine, erkekligine güvenmemeli dir.

Mazluma, mülküne, çoluguna, çocuguna, eşine dostuna, akrabalarina aldanmamalidir. Hepsi gelip geçicidir. Yüzünü samimi olarak Allahu Teala'ya döndürüp salih amel işlerse ancak kurtuluşa erebilir. Nefis aynen azgın ata benzer. Dizginleri zapte-dilmeyen azgın at gibi sahibini yere çarpıp parçalar, belki kendisi de beraber parçalanır. Yani hem kendini, hem de sahibini felakete götürür. Ama atın dizginleri sağlam olarak tutulur, ona hakim olunursa, at koşar, yönelir, ağzından köpükler akar ve felakete sebeb olmadan sahibine teslim olur. İşte nefs de böyledir, hakim olunursa insanı Allah'a götürür.
Allah'a ancak nefse hakim olursa ulaşılır. Allah'a ulaşmak iki adımdır. Birinci adım nefsin üzerine konur, ikinci adımda Allah'a ulaştırır. İnsan kendini herkesten daha aşağı ve diğer insanları kemalinden üstün bilmelidir. Yaptığı amelleri görmemelidir. Yaptığı amelleri beğenen kimse Allah yolunda ilerleyemez. Amelini iyi gören amelini artırmaya lüzum hissetmez. İnsan amelini görmeyerek nefsini tanımalıdır.
Nitekim Sadat-ı Nakşibendi: "MEN AREFE NEFSEHU FEKAD AREFE RABBE-HU (Nefsini tanıyan Rabbini de tanır)" demişlerdir. İnsan kendi nefsini tanımayana kadar gerçek manada Rabbini tanıyamaz.

Hazreti Resulullah:

"Ey Allah'ım beni kendi gözümde küçült, insanların gözünde büyük eyle" diye dua buyurmuştur.

Allah'ım beni kendi gözümde küçült ki kendi varlığımı nefsimi görmeyeyim, kendimi hep noksan göreyim. Başkalarının gözünde büyült ki beni büyük görüp davetimi kabullenerek iman etsinler buyurmuştur. Bütün kainat uğrunda yaratılan Peygamber (s.a.v.) böyle dua edince, artık insan ne yapmalıdır? Kendini herkesten aşağı görmelidir. Seyda hazretleri Gavs hazretlerinin bir sohbetlerinde şöyle buyurduklarını nakleder: "Nakşıbendilerinin üstadları bağlılarına hep aynanın arka tarafındaki kusurları göstermiştir. Aynanın ön tarafındaki iyilikleri göstermezler. Kişi aynanın arka tarafına bakınca da kendilerini iyi görmezler yaptıklarını beğenmezler. Nefislerinin kötülüğünü görürler. Nefisleri vücud bulmaz. Artan amellerini görmezler, amelleri yok diye yakınır, arttırmaya çalışırlar. Böyle olunca Alemlerin Rabbi onların manevi derecelerini arttırır, rızasını nasib eder. Başkalari ise aynanin ön yüzüne nazar eder, iyiliklerini görür, nefisleri vücud bulur, kendilerini büyük görürler. Başkalarinin kusurunu görürler, kendilerini onlardan üstün görürler. Makamlari yükselmez, terakki edemezler. Bazen kazandiklari rütbelerini kaybederler. Bundan dolayi Nakşibendi Sadatlari baglilarini bu türlü kibir ve ucubdan korur, kusurunu gösterir, iyiligini saklarlar."

kaynak belirtmeden yayınlanamaz.


Tevazu
Ahmed Rufai Hazretleri, bir gün talebelerine:

- İçinizde kim bende bir ayıp görüyorsa bildirsin, dedi.

Müritlerinden biri:

- Efendim, sizde büyük bir ayıp var, diye cevap verdi.

Ayıbını talebesine soracak kadar kendini aşmış bu mütavazi insan hiç kızmadı, talebesi böyle söylüyor diye üzülmedi, belki sadece ayıbından kurtulabilmek ümidiyle sordu:

- Söyle dedi, kardeşim, o ayıbım nedir?

Talebe gözleri dolu dolu:

- Bizim gibilerin size talebe olması, dedi.

Bu söz gönüllere çok tesir etmiş, sohbette bulunan herkes ağlamaya başlamıştı. Ahmed Rufai Hazretleri de ağlıyordu. Bir ara sadece;

- Ben sizin hizmetçinizim, ben hepinizden aşağıyım diyebildi.

iSLAMi SOHBET, islam sohbet, chat, DiNi SOHBET, iSLAMi CHAT, iSLAMi SİTELER, DiNi FORUM ,NUR SOHBET ,İSLAMİ FORUM, İSLAM, DİN, cet , dini sohbet indir,kanal 7 sohbet,dini bilgiler,dini vaaz,dini konular,seviyeli sohbet,müslümanlar,turkcafe, Sohbet odaları,chat,sohbet,muhabbet,diyalog,dini sohbet,chat,turkchat,islami sohbet,kız arkadaş,kız sohbet,liseli sohbet,arkadaş sohbet,muhabbet,chat odası, kücük kızlar , chat , sohbet , bedava sohbet odası, dini sohbet odası, sohbet odası ekle, cinsel sohbet odası ,sohbet kanalı, Chat, Sohbet odaları, çet odaları, sohpet, chat sohbet, cinsel sohbet, kameralı sohbet, sohbet, sohbet odaları, chat odaları, chat sohbet, kızlarla sohbet, chat odası, çet, sohpet, chat, canlı sohbet, turk chat ,turkchat, sohbet com , sohbet, sohbet.net, sohbet odaları, sohbet odalari, chat, chat odaları, chat odalari, muhabbet, muhabbet odaları, muhabbet odalari , Sohbet , chat , muhabbet , türkçe sohbet , türkçe chat , türkçe muhabbet, sohbet merkezi , almanya, kanal-7.com sohbet, türkçe muhabbet, izmir kızları , ankara kzılara , istanbul kızları , konya kızları , bursa kızları , çankırı kızları , adana kızları , yakısıklı erkekler , tesettürlü sohbet , tesettürlü cam , tesettür , başörtüsü , bul , blogu ,